Biz erkekler (!) kadınlara nasıl yaklaşıyor muşuz?
Bir erkeğin hayatına girebilecek bütün kadınların yeri farklıdır değil mi?
Hıı...
Siz öyle sanın.
Bir erkeğin kardeşi ya da annesi değilseniz, kim olursanız olun, potansiyel bir sevgilisiniz...
Eski sevgili, seks arkadaşı, yakın kız arkadaş, arkadaşının eski kız arkadaşı, arkadaşının aşkı, yeni namzet, platonik aşk, tesadüfen karşılaşılan yabancı, sevgilisinden yeni ayrılmış yaralı kadın, olgun kadın, çıtır...
Siz de birileri için onlardan birisiniz...Aman dikkatli olun.
Öyle arkadaş markadaş dinlemezler, gözünüzün yaşına bakmazlar.Bu sadece benim tespitim değil, kendi ağızlarından duydum, kendi dergilerinde yazılı olarak bile var...
İspatlarım yani...
Yukarıda konumlarına göre sıralanan kadınlar,
Boxer Dergisi'nde, "Hangi sevgili yüzde kaç mutlu eder?" başlıklı yazının kahramanları...
Şimdi bu kadınları nasıl gördüklerini yazacağım size...
Eski sevgili: Alkollü bir gecenin ardından onunla birlikte olursunuz ama ertesi sabah aynı belaya bir kez daha bulaşmış olduğunuzu fark edip pişmanlık duyabilirsiniz. Keşfedilecek daha çok kadın var. Size sevgili mi yok?
Seks arkadaşı: Yara bandı görevini yapar. Ama kendinizi kaptırmayın.
Yakın kız arkadaş: Çok kötü bir deneyim olmayabilir. Herşeyden önce sizi tanıyan biri. Neyi, neden yaptığınızı açıklamak zorunda kalmazsınız.
Arkadaşının eski kız arkadaşı: Bizim kitabımızda yazmaz gibi laflar etmeyin.Dürüst olun, yeri geliyor o kitaba o madde sonradan ekleniyor.
Arkadaşının aşkı; Önce arkadaşa söylense mi söylenmese mi? Ama nedense kızla yakınlaştıktan sonra başlar bu süreç. En iyi arkadaşınıza söylemektir.
Yeni namzet: Büyük ihtimalle evlenilecek kız olarak kabul edilen şahsın aslında pek de o kadar şahane olmadığını anlamaktır. Hayal kırıklığı yerini hemen oradan uzaklaşma isteğine bırakır.
Bir yabancı: Diğerlerinden farklıdır. Onunla yeni bir sayfa açabiliyorsanız şansınız her zaman vardır.
Yaralı kadın: Onunla bir süre sonra motor teklemeye, ilişki ivmesini kaybetmeye başlar. Yara bandı siz olursunuz ki bu can sıkıcı. İncinmiş kadın beklenmedik bir anda ilişkiyi noktalayabilir. Korkutucu olan ise bunu yaparken cerrahlara özgü bir soğukkanlılığa bürünebilmesidir.
Olgun kadın: Kendine güveni, cool olması, ne istediğini bilmesi ve tabii engin deneyimleri ilişkiyi cazip kılar. Bu beraberliklerin başlangıcı cinselliğe dayanır. Ama çevre baskısı artar. Onun ağırlığı sizi ezer. Arkadaşlarınızla bağınızı koparırsınız. Tehlikeli bir ilişki.
Çıtır: Herkes, "Bu çıtın nasıl tuzağına düşürdü?" diye bakar. Cebi kalınlar onun peşindedir. Çıtırın yuvadan uçma ihtimali yüksektir.
Gördüğünüz gibi hiç araya girmedim. Ne diyorlarsa, o...
Zaten bunlar da herkese bir kulp bulup kaçıyorlar.
Aslında sırada eski kız arkadaşın arkadaşı, çokeşli, boşanmış çocuklu, Dallas ve tek gecelik ilişki kadınları da var ama yeter artık.
Yani...Olmaz olmaz demeyin, olmaz olmaz...
Ha, bu iyi mi, kötü mü bilemem.
Ama durum böyle...
Bilin diye söylüyorum.
Dilek Önder, Vatan İki, 22 Mayıs 2006
http://www.vatanim.com.tr/root.vatan?exec=vataniki_detay&hkat=1&hid=9562
2006 dünya şiir günü bildirisi
arif damar'ın yazdığı 21 mart 2006 dünya şiir günü bildirisi.
ne mutlu şiir okuyana ve sevene!..
şiir depremdir, şiir ayaklanmadır, şiir başkaldırıdır. şiir şimşektir,
yıldırımdır, gök gürültüsüdür şiir. şiiri, yani yıldırımı hiçbir siper-i
saika durduramaz. şiir korkunçtur, güzeldir. hiçbir kapı, hiçbir duvar
önünde duramaz. kapı tunçtan, demirden, çelikten de olsa önünde duramaz.
şiir yürür, ezer geçer. şiir her şeyden, herkesten daha güçlü, daha
yıldırıcıdır. şiir sınır tanımaz, ne kral tanır, ne imparator. şiir cengiz
han 'dan da, sezar 'dan da, hitler 'den de, büyük iskender 'den de büyüktür.
şiirin yürüdüğü yolun bitimi yoktur. şiir sonsuzluğa gider, sonsuzluktan
gelir. şiir hiçbir güce boyun eğmez. en güçlüden daha güçlü, en güzelden
daha da güzeldir. eşsizdir, bir benzeri daha olmamıştır ve olmayacaktır da.
şiir bütün dillerden başka, bambaşka bir dille konuşur. ama onun dilini,
söylediğini herkes ama herkes anlar. şiiri hiçbir güç tutsak edemez. altın
da, pırlanta da, elmas da şiirden değerli değildir; olmamıştır,
olmayacaktır. şiir dilsizleri konuşturur, sağırların kulaklarını açar. şiir
buluttur, yağmurdur, gökyüzüdür. şiirin arkadaşları, dostları vardır. en
yakın dostu bilimdir. sonra musiki ve resim gelir. şiirde müzik de vardır,
resim de, yontu da. mimar sinan 'la da dosttur, darwin, einstein 'la da.
şiir gelecektir, umuttur, özlemdir, mutluluk ve güzelliktir.
şiirden en zalim, en gaddar, en acımasız krallar, imparatorlar bile çekinir,
korkar. şiir ölümü bilmez, şiir yaşamdır. şiir muştu, sevinç ve mutluluktur.
şiir kötümserlik bilmez, tanımaz. iyimserdir, cömerttir ve gençtir,
delikanlıdır. yakışıklıdır şiir.
şiir sonsuzluk gibi en güzel kokar; güllerden de, karanfillerden,
zambaklardan da güzel. şiir deniz gibidir. nasıl denizi kimse anlatamazsa
şiir de tıpkı öyledir. homeros, dante, shakespeare şiiri anlatmak için büyük
çaba harcadılar ama şiiri deniz gibi tam anlamıyla kimse, hiç kimse
anlatamadı.
deniz gibi, o da yalnız kendi anlatır kendini. şiir sevgilidir, şiir
yazandan iyi koca olmaz. iyi baba, iyi oğul, iyi kız da olmaz belki ama iyi
arkadaş, iyi dost, iyi kardeş olur. şiir sevgilidir dedik ve hep sevgili
kalmıştır ve kalacaktır.
şiir ne tanker, ne şilep, ne gemidir. şiir yelkenlidir. bir korsan
yelkenlisidir. hayduttur şiir. şiir aldatmaz, çalıp çırpmaz. doğruluktur
şiir. emektir, alın teridir. şiir inatçıdır, hırçındır ve hep ama hep yürür
gider. şiir durmaz ve durdurulamaz. şiire ne boyunduruk, ne tasma takılır.
şiir zincire vurulamaz. şiire kelepçe takılamaz. şiir özgürdür, özgürlüktür.
şiir zalimlere, alçaklara, namussuzlara meydan okur. onun gücü en güçlüye
boyun eğdirir. engel tanımaz. engelleri yıkar ve ezer geçer. şiir
ölümsüzdür. şiir olmasa, sevdalılar söyleyecek söz bulamaz; o zaman sevda
da, aşk da olamaz. insanoğlu yok olur. şiirdir insanoğlunu sürekli kılan.
anaların şefkati, babaların güveni, çocukların kıvancıdır. şiiri anlatmaya
çalıştım ama ne gezer. önce söylediğim gibi şiiri, deniz gibi kendi, yalnız
kendi anlatır. yaşasın şiir. yıkılsın diktatörler, krallar, asiller,
emperyalistler. şiir zaten onları hep ama hep yıktı ve hep yıkacaktır. ne
mutlu şiir yazan, şiir okuyan, şiir sevene. ötesi yok.
Rakı adabı...

Eskiden rakı “leylek boynu” denilen kadehlerde sek olarak, ardından bir yudum su alınarak içilirmiş. Günümüzde ise genellikle “limonata bardağı” da denilen bardaklarda içine su karıştırılarak içiliyor. Ender olarak da ince belli çay bardağı “istikan”da tercih edilmektedir. Rakının soğuk içilmesi gerektiği hemen herkes tarafından kabul görmüştür. Bu noktadaki ayrılık ise rakıya buz konup konmaması aşamasında ortaya çıkıyor.
Günümüzde sayıları daha az olan rakıyı sek içenler, rakıyı şişesiyle soğutup (hatta bardağını da ayrıca soğuturlar) yanında yine soğuk ya da buzlu su ile içerler. Rakıyı içine su katıp içenler ise, genelde buz da ilave ederler. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, bardağa rakıyı koyduktan sonra su koymadan buz atmamak gerektiğidir. Buz ile ani temas rakının içindeki üzüm ve anason aromasını veren maddelerin kristalleşmesine ve rakının tadının bozulmasına yol açar. Rakıya su ilave edildikten sonra buz atılması bu durumu daha aza indirir, fakat yine de engellemez.
Rakıyı sek fakat içinde buz ile içmek sadece acemilere mahsustur. Rakıya buz atmanın bir sakıncası da, buzun yavaş yavaş eriyip, alınan ilk yudum ile son yudum arasında bazen çok büyük lezzet farklılıkları oluşturmasıdır. İşin uzmanları, “En güzeli yine de rakıyı şişesiyle iyice soğutup, içine su ilave edilecekse bu suyu da soğutarak ve yanında buzlu su ile içmektir” derler.

Rakı, yemek öncesi ve sonrası da içilebilen bir içkidir. Ama bize göre en yakışanı, mezesi ile birlikte yavaş yavaş, sindire sindire içilmesidir. Mideye ve beyne beklenen etkiyi yaptıktan sonra, insan keyiflenir ve güzel sohbetlere koyulur. Hem dinler hem anlatır.
Rakı sofrası, efkarların dağıtıldığı, sevincin ve hüznün paylaşıldığı, zaten temel ilkesi “her şeyi paylaşmak” olan, insanın kendisi ile yüksek sesle düşünerek hesaplaştığı bir ortamdır. Unutulmamalıdır ki rakı sofrası ölçünün asla kaçırılmadığı bir “cemiyet” ortamıdır. ...Rakı sofrasında “demlenmek” ile “sarhoş olma”yı birbirinden ayırt edebilmek gerekir. Bu yüzden rakı içmek özen gerektiren bir iş olduğundan, sadece “içmesini bilenle” içilmelidir ki burası çok önemlidir! Aksi halde keyif eziyete, sefa cefaya dönüşür...Çünkü kendini bilmeyen sarhoşu avutmak dünyanın en berbat işidir. Kemal Tahir ustamız der ki, “Rakı içen herkes kendi ayarını kesinlikle bilir”.
Rakı içerken tadında bırakmayı bilirseniz, ömre bedeldir, en başta da vurguladığımız gibi âb-ı hayattır, yani yaşam kaynağıdır.
Neyzen’e sormuşlar, “Üstat rakı nasıl içilir?” diye...Cevabı kısa olmuş: “Adam gibi”!
A.Nedim ATİLLA, İlkçağdan Günümüze RAKI